Adam Müslüman olmuş, sünnet olmuş. Belki oldu mu, onu da bilmiyorum; ona göre kestirmek evrensel insan haklarına uymuyordur. Diyelim oldu. Sonra diyorsun ki: “Düşündüm taşındım, biz Batı kültürüne göre zekât vermek… Bizim ahlakımıza uymuyor artık, bunun değişmesi lazım.”
Sen “var olacağım” dedikçe, selam dairende, yani yakınların için ölmeye ve silinmeye başlıyorsun. Gittikçe aynı bir cesedin çürümesi gibi, küçük prens. O sevdiğin şey artık bakılmayacak ve kokusuna bile dayanamayacağın biri hâline geliyor.
Bu durum da sana derin sorular sormana sebep kılıyor: “Ben kiminle olursam ben olurum?” Belki de “var” diye adlandırdığım varlığım nerede sonlandırırsam, yani değiştirmeye ve dönüşüme başlarsam ne olacağı...
” Neden bir yanımız iyileşmeyi, yenilenmeyi bu kadar çok isterken, diğer yanımız görünmez zincirlerle olduğumuz yere çakılı kalır?”