DUYGUSAL SAVURGANLIK
Günümüz dünyasında sürekli olarak bize "duygularını yaşa" diye fısıldayan bir popüler psikoloji bombardımanı var. Ancak kimse, o duyguların direksiyona geçip hayatımızı bir uçurumdan aşağı sürmesi riskinden bahsetmiyor.
Gözlem / İlim / Şahitlik
Günümüz dünyasında sürekli olarak bize "duygularını yaşa" diye fısıldayan bir popüler psikoloji bombardımanı var. Ancak kimse, o duyguların direksiyona geçip hayatımızı bir uçurumdan aşağı sürmesi riskinden bahsetmiyor.
Şuurlu bir şekilde belki de ruhun ve bedenin bir çeşit sıfırlama, kendine gelme mekanizması ya da bir çeşit tuşu bu. Bu tuşu ilk kez burada açıklıyorum
Köşelerim vardı, hareketimi sınırlayan sivri köşeler… Herhangi bir istikamet bana yorucu göründüğünden, yönelmekle uğraşmaz; sabit durmayı tercih ederdim. Böylesi daha zahmetsiz ve keyifliydi.
Hepimiz, zaman zaman haklı olduğumuza inanmak isteriz. Eğri oturup doğru konuşalım. Belki de bu şekilde düşünerek kendimizi benliğimizin bütünlüğünü korumak, kararlarımızın doğruluğunu ispat etmek ve çevremiz üzerindeki etkimizi artırmak açısından güvenceye alırız.
Demek ki sen gemiyi yüzdürmek istemiyorsun, gemiyi yüzdüren kaptan gibi gözükmek istiyorsun. Anlayacağın, şov peşindesin.
İnsanın nefsi çok garip; hep bir alternatif buluyor. Her şeyi bilen ve haklı görünen tarafta olmayı seçen kudretli bir yanı var.
Madem ölüm aylarına girdik, birinin ölmesini bekleyeceğine seni engelleyen hırslarından, duygularından başlasana. Kendi Azrail’in olsana. Tek tek yakala, kes başını küçük prens.
İnsan, yaptıklarının bir karşılığı olsun ister. Görmek, görülmek, işitilmek, fark edilmek; mükâfatlandırılmak, onore edilmek… Varlığı kanıtlansın ister. Ve bunun üzerinden bir “emeklilik ikramiyesiyle” güzel bir yer satın alıp ömür boyu orada yaşamak hayali, her canlının arzusudur.
Öyle bir deryadır ki bu; Ömrünü gaflet üzere yaşayan dahi içine gark olduğunda, Büyük bir hayranlıkla, hem de tam oracıkta Kendini şükür secdesinde buluverir.
Kartal hazretleri de sonuçta Tanrı olmadığına göre onun da hayatı istediği gibi, mükemmel gitmez. O da çuvallar; olur o kadar. Ben de kartal olsam “şartlar yaver gitmedi” derim. Ne diyeceksin; “formdan düştüm” diyecek hâlim yok ya.
Dünya liderlerine bakın. Biraz üzerlerine gidildiğinde, mevcut durumun değişmesini ve kendi kurdukları sistemin bozulmasını istemedikleri için, bunu hissettirdiğinizde hep bir korku ve tehlike algısı yaratırlar ki kendileri orada hep dursun diye
Âlemde birbirine dokunmayan bir şey yok. Görünmeyen iplerle bir tesir hâlindeyiz sanki; beynin nöronları arasındaki akımların birbirine sinyal göndermesi gibi.
Hayat, gürül gürül akan bir nehirken, “ya boğulursam” korkusuyla kıyıda donup kalmak, suya hiç değmeden soğuktan titremektir.
Sizin en çok muhabbet duyduğunuz, kutsiyet atfettiğiniz esere salih niyetle, yol gösterici olarak açılan sayfa; ayet ya da beyit, temiz bir kalbe cevap verir. Çok defa denenmiş ve muazzam cevaplar alınmıştır. Alınmaya da devam ediyor, çok şükür.
Derdi olanlara sevinmeleri çok şükür; Rabbiyle beraber olacak olmanın sevinci… İlla derdi olacak diye değil elbette. Derdi nasıl anladığımız da tartışılır. Kenan Rufai’nin dediği gibi: “Dert isterim, sanma ki dert ararım ben.”