KALPTEN ÇIKANIN DÜNYADA YANKISI

KALPTEN ÇIKANIN DÜNYADA YANKISI
SERKANT DERVİŞOĞLU

Âlemde her şeyin birbiriyle ne kadar tesirli olduğunu şahit olduğumuz anlar çoktur. Bir şekilde, şuurlu ya da şuursuz; görür, duyar, hissederiz. Bazen korkar, şüphe eder, telaşa düşeriz. Bu tesirleri daha çok doğa olaylarında gözlemleriz. Afrika’dan çöl sıcakları, Balkanlar’dan soğuk hava dalgaları, Sibirya soğukları, güzelim leyleklerin göçleri… Sadece uçan canlılar değil, insanların göçleri de çok tesirlidir. Bir şekilde bize, topluma etki eder.

Biraz kafamızı kaldırınca, Güneş’in hareketleriyle koca mevsimlerin değiştiğini görürüz. Uzatıyorum, farkındayım küçük prens.

Âlemde birbirine dokunmayan bir şey yok. Görünmeyen iplerle bir tesir hâlindeyiz sanki; beynin nöronları arasındaki akımların birbirine sinyal göndermesi gibi.

Senin niyetin bile bir sinyal gönderiyor. Bir dua, bir hayır, bir dik duruş, bir tebessüm, bir dokunuş, bir sabır, bir derin nefes alış ve veriş… Anlamını bile bilmediğin bir hareketin bile âlemde bir tesiri var. Muazzam değil mi?

Sana saçma geliyor, farkındayım.

Bir sürü gerçeklik ve içinde boğuştuğun hadiseler, acımasızlık ve zulüm varken “Ne saçmalıyorsun?” diyorsun. İyi örnekleri saydım; peki, saydığın bu sevimsiz hadiselerin bizler üzerinde olumsuz tesirleri yok mu? Günlerdir akran zorbalığına uğrayan çocukların birbirlerini öldürmelerinin yarattığı toplumdaki üzücü olay hâlâ üzerimizde yankısı. Yani iyi veya kötü bir sonucu var alemde.

Senin burada beğenmediğin, demode olmuş, bir ara hanımların yoğun bir şekilde yapıp satmaya çalıştığı bez bebekleri Afrika’da bir çocuğa ver de bak ne oluyor. Sevincinden ne yapacağını şaşırıyor. Hâlâ o anı izledikçe gözlerim doluyor. Ya Rabbi, o nasıl bir mutluluktu öyle…

Âlem dediğimiz şey çok fantastik ve ütopik bir yer değil ki; senin iki dudağın bir kalbine bakıyor. İhlâslı, temiz bir kalbin yapamayacağı, bükemeyeceği demir yok diyeceğim ama artık ne kadar imkân dâhilindeyse, Cenab-ı Hak tarafından o nispette olur yani. Sen birine dokunursun, o ise milyonlara.

Bir ümmî insanın çölde yarattığı tsunamiyi düşününce… Aman Allah’ım, Sen nelere kadirsin. Ne var yani, yüklerimizden kurtulsak, kendimizin farkına varsak, gerçekçi olsak; hayal dünyasında olmadan iki dünyamızı rot-balans yaptırsak… Bulamıyorsan bir yer, yalvar; gözyaşı dök. Eğer ağlayamıyorsan, “Ağlayamıyorum.” diye ağlamaya çalış. Her şeyin doğrusunu bilmiyorsun ki. Nereden geliyor bu kibir?

Şimdi tesire geleceğim. Kişiler hakkında kötü düşünmek hastalığı, belli bir dozdan sonra yargılamaya ve kibre giriyor; objektifliğini kaybediyor. Mesela güzel kardeşim, tespit ettin; maşallahın var, güzel analiz ve keskin bir zekâya sahipsin. Ama sürekli devam ettikçe yaydığın niyet etrafa tesir etmeye ve Allah’ın onun için ne tayin ettiğini bilmeden olaya müdahil olmaya başladığında, başta sende ve onda olumsuz tesirleri olur. Nazar bile böyledir. Senin kalbin pas tutar; farkına bile varmadan, karşıdakini de hasta edersin.

O koca yürekli, yüce Peygamber ne yapardı? Senin “gök taşı gibi düşüyor”, “dünya yok olacak” dediğin; aslında fındık kabuğunu bile doldurmayacak sorunlar karşısında hiç düşündün mü küçük prens?

Hâlbuki her fırsatta örnek verdiğimiz; “Nasıl namaz kılardı, nasıl oruç tutardı, nasıl nafile ibadet ederdi?” diye ballandıra ballandıra anlattığın olayların dışında, nefsine ağır gelen konularda hiç baktın mı ne yapardı diye? Eminim senin gibi davransaydı, Efendimiz, ortada din diye bir şey olmazdı.

Etrafında insan kalmazdı. Ama diyebilirsin, haklı olarak: “Onu uyaran ve gözeten Allah vardı, bizde o yok ki.” Çok yerinde ve haklı bir soru. Ya da kaçıştan, alışkanlıklarından çıkmamaktan yahut değişmek istememenden kaynaklı da olabilir.

O zaman karşı soru sana:
Neden kelime-i şehadet ettin, sözleşmeyi okumadın mı?

Yazıyı Beğen :     0
Paylaş :