HEDEF ŞAŞIRTMA

SERKANT DERVİŞOĞLU

Olaylar vuku bulduğunda nasıl oluyorsa konuyu saptırmak gibi, daha doğrusu hedef şaşırtmak gibi bir savunma sistemimiz var malum. Özellikle İran-İsrail-Amerika üçgeninde, yer yer Lübnan'a da sıçrayan ve Körfez ülkelerinin de hafiften maruz kaldığı olaylar zincirinde savunma sistemlerinin ne kadar önemli olduğu ve bizi gerçekten koruyup korumadığı konusu ciddi ciddi tartışılır ve sorgulanır oldu.

Haklılar da. Öyle bir lanse ediyorlar ki kendilerini, bizim savunma sistemimiz işte... Özellikle İsraillilerin ballandıra ballandıra anlattığı Demir Kubbe, kubbenin saldıralar karşısında delikler yüzünde perişan oldu. Tamam, aurası güçlü ama demek ki hâlâ sıkıntılar var. Bir yere kadar dayanıyor bu sistemler de; onu anladık.

Velhasıl, Demir Kubbe olsun, işte bizim şimdilerde bütün sınır hatlarımızda oluşturmaya çalıştığımız Çelik Kubbe sistemleri olsun, bu açıkları görüp daha da iyi bir sistem olsun diye çalışıyor. Sistemler hem savunma yaparken hem de karşı atağa karşı kafasını karıştırıp hedef şaşırtarak saldırının kendisine gelmesini engelliyor. Elektronik harp diye bir şey deniyor sanırım; çok önemli. Elbette savaş alanında düşmanlara karşı yapılan bir şey bu.

Düşünsenize, adam uçaktan bir füze sallıyor; o füze dönüp seni vuruyor. Bir çeşit kafası karışıyor, sonra hackleniyor, sonra sana karşı bir silah oluyor ve seni öldürüyor.

Teknik olarak muazzam bir sistem. Allah düşmanlarımıza bunu vermesin, bizde de daha iyisi olsun inşallah.

Lakin yukarıdaki bahsi geçen olaylarda bu hadiselerin gelişmesi için bir dost-düşman meselesi var. Yani hâliyle radarlarımız konuyu analiz ederken kimin dost, kimin düşman olduğu konusunda kesin bilgiye sahip ve bunu yaparken de önce, “Hayrola kardeşim, bak nereye geliyorsun? Sınır ihlali yapıyorsun. Biraz daha gelirsen bir uyarı, iki uyarı; üçüncüsünde de kesin olarak karşılık veriyorum.” der.

Şimdi gelelim insan ilişkilerine...

Sağlıklı iletişim kuruyorum diye, konunun seninle alakası doğrudan olmasa bile birinci dereceden tehdit algılayıp, sanki otoriten sarsılıyormuşçasına onu da direkt gösterip komik duruma düşeceğin için bir tane gariban günah keçisi bulup, “Hat bildiriyorum.” ayağına birini imha etmek hoş değil. Ya da senin bir başkasını imha etmeye çalışman çok trajikomik.

Sağlıklı ilişkiler bu şekilde kurulmamalı. Bir devlet olsan anlayabilirim; öyle bir şey de yok ki küçük prens. Basit konular, fındık kabuğunu doldurmaz. Rahatça çözülecek hadiseleri bile her nasılsa çorba edip, nasıl bu kadar karmaşık hâle getirdikten sonra konudan sapıp dışkının üstüne dikilmiş tüyü bahane ederek bütün dikkatimizi oraya verebiliyoruz.

Anlamıyorum diye anlamazsın. Her olayı bu kadar kişisel algılarsan hadiseleri de şahsına yapılmış saldırı gibi algılarsın.

Sonra üzüm yiyecekken ne ara bağcının tepesine çıkıp kafasını ezip, “Bundan niye şarap olmuyor?” diyoruz.

Olur mu? Olmaz tabii. Bir bağ evinden nasıl olur da kelle paça içip ayrılınır? Nasıl bir zihniyet bu?

Otur, dinle. Şahsi algılama. Mesele konuyu çözmek; günah keçisi bulmak değil. Ama o da bunu yaptı... Adam sözüm ona bahçeden sadece bir üzüm dalı koparmış. Bıçak yerine eliyle koparmış. Bahçıvan koca bağı yakmış. Çiftliğin sahibi de, “Eliyle koparmasaydı iyiydi.” diyor.

Sonra müşteri, Konya şarabı diye aldığı şişeden neden işkembe kokusu geliyor diye soruyor.

Neden acaba?                   

Yazıyı Beğen :     1
Paylaş :