ÇİĞ BADEM
ÇİĞ BADEM
SERKANT DERVİŞOĞLU
Geçtiğimiz Babalar Günü enteresan bir şekilde birkaç arkadaşımın babasını kaybetmesiyle başladı. Sağdan soldan babalarımıza bir haller oldu. Allah kalanlara sağlıklı ömür, göçenlere de rahmet eylesin.
Tabii babalarımız hayatlarımızda önemli bir yere sahip. Senin bir birey olup olamamanla alakalı bir durum bu. Sen evlenirsin, yuva kurarsın ama bir türlü büyüyemezsin. Çünkü baban bir şekilde onu temsil eder; o makamdadır ve onun varlığı bazen hayalet bir enerji gibi farkında olmadan engeller senin büyümeni.
Peder-i âlîleri ahirete göçen arkadaşlarım bir anda büyüdük gibi enteresan bir laf ettiler. Sanki üzerimize bir şey yüklendi adeta; anlayamadığım bir şey dediler. Tabii anladığım kadarıyla bunu idrak etmek için illa dünyalarını değiştirmelerine gerek yok. Bu, yaşarken de olur. Yeter ki niyet edin ya da buna yatkınsınızdır; siz bunu başarırsınız. Ya da bunu hiç tercih etmeyebilirsiniz. Size kalmış.
Akabinde yine arkadaşlarımın ve benim babamın da içinde bulunduğu rahatsızlıklar, özellikle kalple alakalı tedaviler ve operasyon süreçlerine şahit olduk. Hatta kendi kendime, "Ne oluyor babalarımıza?" diye sordum. Bu kadar üst üste gelmesi de manidar oldu.
Hayat enteresan. Bazen kendimizi öyle bir hâle sokuyoruz ki durduk yere, bir şekilde öğrendik ya da bunu normalleştirdik diye yük alıp duruyoruz sırtımıza. "Hadi, sen de at biraz daha." Bunu marifet, erdem, tevazu ve hayırlı insan motivasyonuyla taçlandırarak azap ettik bu kumru kadar yüce kalbe.
Bakmayın kumru gibi olduğuna; kendisi istese Zümrüdü Anka'nın kanatları gibi galaksimizi ve diğer galaksileri kuşatır.
Sanki serbest kalsa der gibisin, Küçük Prens.
"Evet." diyorum.
"Peki, seninle top oynasam anlatır mısın bana?"
"Uçarak mı anlatayım, koşarak mı?"
"Işınlanarak, Küçük Prens."
Bilme işi, yaşama işi ve hâl edinme durumu mizacımıza göre, Allah'ın takdir buyurduğu vakte göre herkeste farklı bir şekilde ortaya çıkıyor ve nasibi olduğu kadar kişi kendini tanıyor.
"Neden yüklenmişim kendime?" diyoruz. Veya, "Nereden çıktı bu şimdi? Neden böyle davranıyorum da farklı olamıyorum?" diyoruz. Aslında en sevdiğim cümlelerden biri de şudur: "Bunu yaptım, çok ayıp ettim. Benden olmaz bu iş." Bir şey dile geldiyse o artık hallolur. Demek ki düzelecek vakti gelmiş ve yakın zamanda şifa olacak, inşallah.
Bilsek de bilmesek de böyle oluyor. İnanın, şuurun yerindeyse daha bilinçli oluyor ve sen de Allah'ın izniyle geri dönüşü olmayan, hatta hatırlayamadığın bir yolculuğun içine giriyorsun. O kadar çok yük ediniyoruz ki, çıktıkça şaşırıyorum ve "Gerek var mı?" diyorum. Kim istemez galaksiyi kuşatan kanatlarıyla hür bir kuş olmayı? Dil istiyor da gönül mü istemiyor acaba?
Aslında ayette geçen "Ey iman edenler! İman ediniz." hitabı inanılmaz bir uyanış sözü. Zihnin diyor da gönlün de diyor mu? Yüzde kaç, kaç? Hangisi baskın?
"İman ettin mi?"
"Evet, ettim."
Gönlüne sor; o ne diyor? Biraz daha sor. Ne kadar inanıyor? Hatta görüyor mu neye iman ettiğini?
Şimdi babalardan geldim, farkındayım. Konu dağılmasın. Aslında hepsi iç içe; en azından benim içimde. Hayata dair işlemden geçen bu muhteremler, yaşamlarına dair birçok şeyi göğüsleyerek; severek, kızarak, bilmeyerek; merhamet eden, koruyan, gözeten, sabır, şefkat, rızık ve vekâlet kapısı olmuşlar bu âleme karşı. Hatta sayamadığım birçok sıfatlarıyla, doğrusuyla yanlışıyla bir şeyler yapmışlar. Belki de hep sevmişler, sevilmemişler. Belki de aldıkları kararlar ve tutumları karşısında...
Şu da yanlış anlaşılmasın; bir baba manifestosu yazmıyorum. Sadece baba olmadığım için, bir babamın olması ve etrafımda gördüklerimin neticesinde bunları dile getiriyorum. Masum olanları da vardır, zalim olanları da; duyarsız olanları da, kendini ve etrafındakileri değersiz hissettirenleri de. Elbette o da ayrı bir sınıf.
Düşünsenize, hayatın içinde kendini bulmaya çıktığın bu yolda bir ebeveyn olarak kemalâta ermen büyük bir olay. Sen evdeki bir çiçeğin sorumluluğunu bile almazken bu ebeveynler aile kuruyor; kendilerinden çok etrafını düşünerek geçiriyorlar ömürlerini. Günahıyla sevabıyla sonuçta herkes gibi onların da imtihanı var; bunu unutmamak lazım.
Sadece şunu diyeceğim: Bir insan, hepimize söylüyorum, çölde yürürken; o boşlukta, o hiçlikte, kum ve güneşin olduğu bir yerde yürürken nasıl oluyor da koca bir şehri zincire takıp çekmeye çalışıyor?
Galiba hâlimiz böyle bir şey. Esas şaşılacak olan, o hiçlikte bunu yapmayı nasıl başardığımız. Sanırım serap bu olsa gerek. Şimdi gönlümüze sorsak, "Bu seraba gerçekten iman ettik mi?" diye, kesinlikle "Evet." çıkacak. Allah muhafaza, inşallah çıkmaz.
"Çiğ Badem" başlığı nereden çıktı diyebilirsin. Bir serap gördüğümde yani acıktığımda zihnim bir şey yemek istiyor; hâlbuki içim onu istemiyor. O yüzden iki üç çiğ badem yiyorum, geçiyor o duygu.
Siz de kendinize uygun bir çiğ badem bulabilirsiniz. Yüklerin bedenen ve ruhen gönlünüze yük olmasını istemediğinizde, eğer buna niyet ettiyseniz ve zararını görüyorsanız, size iyi gelen, sizi besleyen maddî ve manevî bir şeyler bulunabilir ve yavaş yavaş size gerçekten ne iyi geliyorun cevabını duymaya başlayabilirsiniz.
• Babacığım; Bize şarabı sunan, bizi bizden alan sâkîmize hizmetten başka bir işimiz yok! Ey sâkî! Fazla şarap sun da biz, iyiden de kötüden de kurtulalım!
• Allah, bu dünyaya her insanı bir iş için getirdi ama bizi işsizlik, hünersizlik sanatı için getirdi! Yani bizim dünyada aşktan başka bir işimiz yok; Allah bizi dünyaya kendisini sevmemiz için getirdi!
• Allah'ım; zaten bizden bir iş isteyecek olsaydın, bize aşk şarabını nasip etmezdin! Bu şarabı içenin başı hiç yere eğilir mi, dünya işlerine dalar mı; Sen'den başka kimsenin önünde eğilir mi?
• İlâhî şarapla mest olmuş, kendinden geçmiş kişi bir iş yapabilir mi? Mest olan kişi şarap gibidir; şarap ne yaparsa o da onu yapar! İlâhî şarap, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan Cenâb-ı Hakk'ın sevgisinden başka her şeyi, iki dünyayı bile ortadan kaldırır!
• Üzüm suyundan yapılan bu dünya şarabının sarhoşluğu, gece uyuyunca geçer gider! Fakat ilâhî şarabın mestliği, insanı mezara kadar götürür!
Şeyh Sâdî Hazretleri bir beytinde şöyle buyurmuş:
"Şarabın verdiği sarhoşluk, gece yarısına kadar devam eder ama bir güzel yüzlü sâkînin verdiği mestlik, kıyamete kadar sürer!"
• Ey gönül! Aklını başına al da ilâhî şarapla olduğundan da daha fazla mest ol; nereye gidersen git, hep mest olarak git! Yalnız kendine değil, başkalarına da o şaraptan içir, mest et! Onlar da bu şarabın zevkini duysunlar da sana birkaç kadeh daha fazla sunsunlar!
• Bu şarabı içtiğim için artık susayım, sükûta dalayım; gördüğüm lütfu, bulduğum keremi sayamayayım! Zaten o keremler, lütuflar sayıya sığmaz ki!..
Divan-ı Şems











Yorumlar