GÖRÜNMEK İSTERKEN GÖNÜLLERDEN SİLİNMEK
GÖRÜNMEK İSTERKEN GÖNÜLLERDEN SİLİNMEK
SERKANT DERVİŞOĞLU
Yaşlılık zor iş hakikaten. Zamana yenik düşmek, düşüncelerin ve bedenin yavaşlaması, gittikçe kudretinin elinden kayıp gitmesi... Bir de kendi içsel olarak bazı şeylere hazırlanmadıysan, yaşlandıkça ortaya çıkan türlü huylar başta sana, sonra etrafına çok yıpratıcı bir hâl almaya başlıyor. Sen bir şekilde kendin var olmadıysan, hep bir şeylere yan unsurlarla var olduysan sonrası için felaket hâline alıyor.
Genelde şöyle oluyor küçük prens: O an gücü neye yetiyorsa, ne kadar saçma ve konuyla alâkalı olduğu önemli değil. Yeter ki bir şey söylesin ve onu önemli bir şeymiş gibi abartarak göstermeye başlasın. Şu an önemli şey o, başka şey değil.
Bak, sana örnek vereyim. Ülkemizin sınırlarından düşman girsin, Allah muhafaza, bu asla olmasın da misal veriyorum. Ve bu malum şahsın buna kudreti ve uğraşsa dahi gözükmeyeceğinden, yani onun vasfının hiçbir şekilde ortada olup onay ve tebrik veya ne kadar hassas mücadele veriyor diye konuşulmayacağından, sanki böyle bir şey için gerek varmış da, vatan gidiyor elden, hâlâ derdi ne...
Peki kahramanımız ne yapıyor?
Bu olanlar olurken Konya'da şeker pancarı ekiliyor. Hiç bu toprağa uygun mu, su ister, Konya'nın su havzası bunu karşılayacak durumda değil diye felaket tellallığı yapıyor.
Ne alaka ya? Şaka mı kardeşim bu?
Aslına bakarsanız bazen öyle zor tutuyorum ki bu durumlara karşı... İnsanın aklıyla dalga geçmek bu. Kendi aklını elvedâ etmiş de bir dur ya da az ileride yap ne yapıyorsan.
Bu durumun psikolojide karşılığı vardır, adını bulacağım ama vakit kaybetmek istemiyorum. Dediğim gibi, yaşlılarda çok sık görüyorum. İnanın her fânide var, yaş fark etmeksizin. Onlarda daha sık rastlıyoruz. Bir çeşit narsisistik kırılganlık ve dikkat çekme davranışı gibi diye söyleyebiliriz.
Uğraşacak bir şey yok, insanlarla iletişim zayıflıyor, eski önemleri kalmıyor hissi ağır basıyor. Onlarda yaşam belirtisi vermek, merkeze tekrar oturmak ve gözükmek için bu tarz eylemlere başvurarak gündemi meşgul etmek, “Buradayım, yaşıyorum, varım ben de.” demenin bir tezahürü, başka bir şey değil.
Elbette başkaları için, özellikle de onları sevenler ve değer verenler için daha yorucu bir hadise. O bunu yaparken, yani varlık savaşı verirken, bizler için, yani onlara değer verenler için, yavaş yavaş ölmeye başladıklarının farkında olmamaları hazin bir olay hâline geliyor.
Nasıl bir zıtlık değil mi?
Sen “var olacağım” dedikçe, selam dairende, yani yakınların için ölmeye ve silinmeye başlıyorsun. Gittikçe aynı bir cesedin çürümesi gibi, küçük prens. O sevdiğin şey artık bakılmayacak ve kokusuna bile dayanamayacağın biri hâline geliyor.
Bu hayatta inanın bir ikinciye yer yok.
Seni yok eder.
“Yalnız O var, başka bir şey yok. Buradayım.” dediğin an yok olmaya başlıyorsun. Ne tuhaf bir paradoks. Ne muazzam. Hayretler içerisindeyim.
Peki, “Ölmeden önce ölünüz.” sözü nasıl anlayacağız?
Bak güzel dostum, şekerim, ey can; eğer iki kişi aynı işi yapsın ama birinin niyeti kendini göstermek, menfaat elde etmek, makam sahibi olmak, “Bak ne güzel hallettim.” deyip tebrik almak olsun; diğeri de sadece hak olanı, yani gereği neyse onu yapmak, kendisini yapılması gereken bir şeyin aracı olarak görmesi, vesile kılınan şey diye düşünmesi... Onu diğerinden ayıran ve daha değerli yapan budur.
Hâliyle kendini göstererek ve merkeze alarak yaptığın her şey, seni zahiren ölü olarak görürsün diğer insanların nazarında. Belki onay, sahte tebrik ve riyalı davranışlara maruz kalırsın ama gönüllerinde yerin yoktur; ölmüş gibi, hissiz bir şeydir.
Bunların bütün dertleri “Diğer insanlar bana ne der, nasıl gözüküyorum?” diye düşünmek ve onları sürekli çekiştirerek geçer.
Kendini merkezden alır ve özne olmaktan çıkıp yükleme döndüğünde, merkeze Hakk'ı aldığından, O'nun nazarında yok ve ölü olursan âlemde var olursun.
Sen sen olmazsın artık.
Senden gül kokuları, yüzünden nur, ağzından cennet bülbülleri ötmeye başlar.
Ey yolcu, ey fânî, sen de kurtul bu ucuz, yaşlanmış nefsinden. Meşgul etme kalbini, yorma insanları. Dön yüzünü Hakk'a, bak her yerden tecelli ediyor. Hisset, yaşa, neşelen, coş. Bu geçici dünyada O'nsuz geçen ömrüne ağla.
Ne vakte kadar saman yiyeceksin? Çık ahırdan. Cennet atına binen süvarilerden ol.
**Bizim ölümümüz, ebedî bir düğündür. Onun sırrı nedir? “O tek bir Allah'tır.”
Evlerin pencerelerinden içeri giren güneşin ışığı, her evin içine ayrı ayrı pencereden girdiği için bölünür gibi görünür. Ama bütün evlerin pencereleri kapanırsa bu bölünme, sayı ortadan kalkar.
Bir üzüm salkımının üstündeki üzüm taneleri sayılabilir. Fakat o salkım sıkılırsa meydana gelen şırada sayı yoktur.
Aslında ölüm, Allah'ın nûru ile diri olan kişinin rûhuna, beden zindanından kurtuluş yardımıdır.
Ölüp giden kişiye kötü deme, iyi de deme; çünkü onlar iyilikten de, kötülükten de kurtulmuşlardır.
Gözünü Hakk uğruna harca, herkesi kötü görme, görmediğini de söyleme. Söyleme de gözüne bir başka göz, bir başka görüş verilsin.
Başkalarında ayıp görmediğin için sana verilen o göz, gözlerin de gözüdür. Hiçbir şey ona gizli kalmaz.
Bir göz, Allah'ın nûruyla bakarsa, her şeyi apaçık görür.
Her ne kadar bütün nûrlar Allah'ın nûru ise de, sen hepsine birden Hakk'ın nûru deme.
Bâkî olan, sonsuz olan nûr Allah'ın nûrudur. Fânî olan, geçici olan nûr, bedenin sıfatıdır, cismin sıfatıdır.
Ey Allah'ım, senin lütfunu, ihsanını görmüştür de onun için “göz kuşu” senin aşk havanda kanat çırpmadadır.
O ötelere, göklerin de göklerine kadar yükselmiştir de seni arayıp durmadadır.
Ya ona cemâlinden bir göz ver, yahut da bu cür'eti, bu ayıbı yüzünden onu kapından kovma.
Sen, canın gözünü her an ağlat; fânî güzellerin boylarının, poslarının, güzel yüzlerinin tuzağından sen onu koru Allah'ım!
O, uykuda senin yüzünden bir uyanıklık gördü. Gerçekten de bu, bir olgunluk rüyasıdır, doğru yolu buluş görüşüdür.**
Divan-ı Şems (c, II, 833)










Yorumlar