KUYU

KUYU
SEVAL YILMAZ

Suya erişimin mümkün olamadığı bir diyarda kuyu açmak, ne güzel bir dua kapısıdır değil mi? Su, her canlı için bir vazgeçilmezdir ve olmadığı yer Yaratan’ın rahmetinden mahrum kalmış kabul edilir. Yeryüzündeki suya hasret yerleşim alanlarını ferahlatıp, bu nimetle buluşturmak için elini taşın altına koyanlara selam olsun. 
Kuyu açmanın dışında bir de “kuyu kazmak” eylemi var ki, bu biraz alengirli bir konu. 
Burada fiilî olarak bir su kuyusu açmaktan bahsetmiyorum. Sosyal hayatta iletişim kanallarının bozgunculuk için kullanılması ile insanların birbirlerine karşı hatalı kanaatlere ulaşmasının sağlanması hedeflenir. Böylece birbirinden farklı gibi görünen iki taraf ortaya çıkarılır ve vurulan her kazma darbesi ile de bu iki cephenin birbirini yok etmesi sağlanır. Bu da tabiri caizse meydanı “kuyu kazıcı” ya bırakır.  
Tüm bunlar olup biterken aslında dışarıdan bakıldığında sahne son derece masumânedir. Kişi görünürde gayet “iyiliksever” bir şefkatle kurbanlarını ayrı ayrı işler ve yüreklerinde oluşan kin ve nefreti sistematik bir şekilde besler. Bu fitne kokan süreç, farkındalığa sahip olmayan kurbanların kendilerini kuyunun dibinde bulması ile sonuçlanabilir. 
Usta bir “kuyu kazıcı”, hedeflediği bir kişinin kendisi ile ilgili şüphelere düşmesine neden olup, kuyuya atlamasına bile neden olabilir. 
Sözgelimi insan, uzun süre maruz kaldığı saygısızlık sonucunda tahammül sınırlarını zorlayan bir duruma “dur” demek adına kendini bir iletişim kazası ile feda edebilir. Büyük bir hasetlik ile kazılan kuyu böylece yine görevini yerine getirmiş olur. 
Tüm bunların yanı sıra kuyu kazanların (tuzak kuranların) planlarını kolayca ters çevirebilecek güç ve üstünlükte başka bir “planlayıcının” olduğu gerçeği ise genellikle unutulur. 
 Bu bağlamda bir düşünceyi, kişiyi ya da konuyu saplantı haline getirip duygusal anlamda insanın kendini bir çıkmaza sürüklemesi de mümkündür (mazallah). Saplantı haline gelmiş hedef elde edilene kadar kişi hem kendine hem de çevresine zarar verir. Zaten hedefine ulaşsa da bu bir davranış kalıbına dönüştüğü için duygusal olarak asla tatmin olmaz.
Peki, bilir misin kuyuyu kazan her zaman dışarıdan biri olmayabilir. Hatta açıkçası insan kendi kuyusunu kazan kişinin ta kendisidir çoğu zaman.
Hep başkalarının mı dedikodusunu yaparız sanırsın? 
Hayır; en çok da kendi dedikodumuzu yapar, en büyük zararı da yine kendi elimizden görürüz. Nasıl mı? 
-Ben beceriksizin tekiyim!
-Ben kim şu işin üstesinden gelmek kim!
-Bende bu şanssızlık varken işlerin böyle yolunda gitmesi mümkün değil, şimdi mutlaka bir terslik olacak gör bak!
-Bugüne kadar bir işin tamamını getirememişim, bu yaştan sonra artık mümkün değil! 
Bu ifadeler tanıdık geliyor mu?
Her biri birer kazma darbesi misali olan bu cümleler sonsuz sayıda arttırılabilir. İnsan bu olumsuz telkinlerle adeta kaderinin yönüyle oynar dururda, başına gelen sıkıntılı olayların sebebini yine kendi dışında arar. Hatta sanki Yaratan’ın onun kötülüğünü istediğini, kendisinin zahmet çekmesi ile eğlendiğini (hâşâ) düşünüp de O’nun bile kıyasıya gıybetini yapar içten içe. Bu durumda en büyük kuyu kazıcı yine kendisi olup çıkar. 
Bu “duygusal kuyu” aynı zamanda kendini içinde hisseden bireyin “depresyonunu” da ifade eder.
Öte yandan -içsel ya da dışsal- herhangi bir etkenle bu duyguya düşenlerin bir müddet oracıkta kalması ile -şayet mevcut durum tefekkür için bir fırsata dönüştürülebilirse- ilahiye açık bilinçaltının ve bilinç ötesinin keşfedilmesi mümkün olabilir. Öyle ki, bu farkındalığa erişmesi sayesinde kuyudaki kişi bir de bakar ki başta zannedilenin tersine ve hayal edilenin ötesinde bir saygınlığa mazhar oluvermiş. Bu asaletli hal ise insanı Mısır’a sultan bile yapar. 
Öyleyse menfaat hedefli küçük hesaplarla yol alıp kısa vadeli sahte mutluluklarla -bir türlü mutmain olmaksızın- yaşamak mıdır insanî olan; yoksa bir kuyuda dibe vurmak pahasına erdemli davranmaktan asla vazgeçmeden uzun vadede iç huzuru kazanmak mı? 
Umulur ki bir ifrat darbesiyle yuvarlandığımız şu tefrit kuyusunda başlayan tefekkür süreci, davranışta “Hayy”; anlayışta da “Kayyum” olmamıza vesile olsun. 
Dibe vurduğunuzu sandığınız her an, “kendinizi Gül’ün dibinde bulasınız”.
 

Yazıyı Beğen :     1
Paylaş :