İZİMİZ BÂKİ KENDİMİZ FÂNİ

İZİMİZ BÂKİ KENDİMİZ FÂNİ
UĞUR CANBOLAT

AHLÂK-I HASENE erleri kendilerinin fâni, yani geçici, ancak bıraktıkları izlerin ise bâki olduğunu bilen kişiler arasından çıkarlar. Kavramları yerli yerine oturtmak ve doğru tanımlar yapmak onların en temel hususiyetlerindendir. Bu başarılamadığı zaman niyet iyi olsa bile yöntem yanlışlığı sebebiyle istenen yüz güldürücü sonuçlar alınamadığı gibi tam tersi yürek yakan hâller zuhur edebilir.

Sahih başlangıçlar her zaman güzel ahlak yolcuları için mühimdir.

Bu gerçekçi tutum sürecin sağlıklı olması ve gerektiği gibi ilerlemesini kolaylaştırdığından hayat yolunda tökezlemeler olsa bile ciddi ve geri dönülemez yalpalamalardan uzak kalınmış olmaktadır.

Erdem yolcuları kendilerinin bu dünyada fâni olduğunu bilirler.

Geçici olarak gönderilip misafir edildikleri dünyaya ebedi kalınacak bir yer muamelesi yapmazlar.

Nimetlerinden elbette faydalanırlar zaten bu Allah’ın ikramıdır.

Şükür de ister.

Hem dünya nimetlerini helalinden olmak kaydıyla sonuna kadar Hakkın lütfu olduğu şuuruyla kullanıp israf etmeden değerlendirirler hem de üzerinde tefekkürlerini derinleştirip şahitliklerini güçlendirirler.

Bunu esaslı şükürlerle desteklerler ama asla gönüllerini bunlara bağlamazlar.

Konuk olduklarının bilincinde olarak kök salmadan yaşarlar.

Bir diğer husus var ki, en az bunun kadar önemlidir güzel ahlak yolcuları için…

Kendileri fâni oldukları halde izlerinin bâki olduğunu asla unutmazlar.

Bıraktıkları izlerin hayatın öte yakasına taşınacağını bildiklerinden sorumluluk bilinçlerinin bir gereği olarak iyiliklerinin izlerini bırakırlar.

İhlaslarını güçlü ve sıcak tutarak bu izleri derinleştirirler.

Kalıcı olması için tüm çabalarını ortaya koyarlar.

Ancak gerçek dünyaya göçtüklerinde onları utandıracak, başlarını öne eğdirecek, ebedî pişmanlıkla sonuçlanacak eylemlerden kararlılıkla uzak dururlar.

Çünkü o izler de kalıcıdır.

Fâni dünyanın fena yani geçici işlerinin bâki izler bırakmasını asla istemezler.

Dolayısıyla Allah’ın hoşnut olmayacağı, gazabını çağıran fiillerden kaçarlar.

Harama heves etmezler.

Geçici zevklerin de ebedi izler bırakacağı şuuruyla Allah’ın rahmet ve hıfzına sığınarak bunlardan mümkün olduğunca korunabilmek için iman diriliğine ulaşmaya çalışırlar.

Nefsin ve şeytanın hileli aldatıcılıklarına karşı sürekli kalplerinin nöbetini tutarlar.

Elin izi var mı, var. O zaman bu izin hayırda olması için ellerini bu yönde kullanırlar.

Duyguların izi var mı, var. O halde duygularını helale, pozitife odaklarlar.

Sözlerin izi var mı, var. O halde sözlerini iyiliğe, hayra, güzelliğe akort ederler.

İnatlarının izini istemeler.

Hasetlerinin, fesatlarının, hazımsızlıklarının, kıskançlıklarının, ilkel duygu ve davranışlarının izlerini bırakmak istemediklerinden fâni olan dünyada onları ifna ederler.

Ey hakikat yolunun bâki izler bırakmaya çalışan bu dünyada fâni olduğunu bilen yolcusu.

Bu idrakini sürdür.

Yolunu sarpa uğratma.

Bu fâni âlemin meşru olmayan geçici hazlarıyla başını ebedî dertlere salma.

Yüksek erdem yolcuları gibi sende fâni olana hak ettiği kadar, bâki olana da hak ettiği kadarını ver. Bunun nasıl olacağını ise yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’den esaslı biçimde tahsil et.

Fahr-i Kâinat Efendimizin mübarek ve muhteşem örnekliğinden numuneler devşir.

Ki, ebedi hüsran oluşlardan kurtul.

Sonsuz acılardan başını kurtar.

Ve bunu fâni ama beka namzedi olan bir insan olmanın şuuruyla kesintisiz sürdür.

Geçici olanı bâki görme sarhoşluğunu sona erdir.

İzleri bâki olan fânilerden olduğunu unutma.

Yazıyı Beğen :     0
Paylaş :