HERKESİN KABI VAR, AMA MENÜ SÜRPRİZ

HERKESİN KABI VAR, AMA MENÜ SÜRPRİZ
SERKANT DERVİŞOĞLU

Bazen söylediklerimiz ve yazdıklarımız herkes için anlaşılır gelmeyebilir. Bazılarının, durduğun yerden o anki durumuna veya ömrü boyunca bir şey ifade etmemesi o kadar normal ki. Herkes kendine göre, bir yerden seslenilecek bir şeyle karşılaşacaktır muhakkak. Allah bile peygamberlerin haline göre belli bir yerden seslenmiştir; rüya ile, bir cisim üzerinden, bir melek aracılığıyla… Elbette bunun teolojik açıdan bir yorumu vardır. Lakin mekândan münezzeh olan Allah, bir cihetten iletişim kurmaz.

Her şeyden ve her yerden, dilediği yerden ve dilediği vasıtayla tecelli eder. Buna mukabil işiten ve okuyan bireyler farklı şekillerde idrak ederler. Herkes, Allah’ın elindeki vasıtalarla hem büyük bir şükran içinde olur hem de kibirlenmekten korunur. Bu, muhteşem bir hâl; küçük prens.

Hele bu âlemde herkes bir şekilde bir şeylere vesile oluyor. “Buna ne gerek var, olmasa da olur” gibi sözler oksijen israfı. Bu bakımdan “beni bunun için mi yarattın?”a benzeyen, şaka tarzında söylenen sözler de hoş değil. Maazallah, durduk yere tatsızlık çıkmamasına dikkat etmek lazım.

Hemen majör misalleri söyleyerek “şu zalimin yaptıklarını görmüyor musun?”dan, “Yaradan buna nasıl müsaade ediyor?”a giden, ikna edilemez bir kara deliğin içine çekilmesine vesile olacak sohbetlere doğru gitmek kaçınılmaz oluyor.

Bu cihetten bakınca, bir anlaşılmazlık durumu hep söz konusu. O yüzden aynı şeyi söyleyen, sayısını bilemediğimiz kadar insan var. Aynı şeyi tedavi eden farklı metotlar var. Kimse bir şeyi elinde tutacak kudrete sahip değil, hamdolsun. Bugün “süper güç” diye kendini sunan biri bile hâlâ bir ülkeyi alt edemedi. Tanrı gibi geziyor etrafta ama yaptığı şey zulüm ve rezillikten başka bir şey değil.

Hâliyle herkesin devası birinde değil. Sadece sen yönünü salih bir niyetle O’na döndüğünde, O da seni şifa için bir yere gönderiyor. Biliyorum ve inanıyorum ki yazdıklarıma “Hadi oradan, biz bir sürü şey denedik, bir türlü cevap bulamadık; başımıza neler geldi neler… Teheccütler, oruçlar, adaklar, gözyaşları, zekâtlar, hayır hasenatlar, dualar…” diyenler olacaktır. Belki de sadece onları yapıp birine vesile olman içindi. Bunu da bilemeyeceğiz.

Âlemde, hayatımızda, kendi dünyamızda; sosyal olarak da anlaşılmayan yerler olacaktır. Sistem buna göre çalışıyor sanki. Analitik bir zekâm olsaydı eğer, çok sıkıntı yaşardım diye geliyor aklıma; sebep-sonuç ilişkileri arasında kaybolup giderdim. “O öyle olduysa bu niye böyle?” diyen bir bilim adamı kafası bana göre pek değil.

Buraya nereden geldim, onu söyleyeyim: Çok sevdiğim birisi yazını okudum, “Bir şey anlamadım açıkçası” dedi. Çok da hoşuma gitti, ne diyeyim. İnanın, “Neresi? Bir paragraf mı, bir cümle mi, genel konu mu?” diye sormadım bile. “Tamam, canınız sağ olsun” dedim. Allah kalbimi biliyor; üzülme ve kibirlenme de yaşamadım. O da “Senin de canın sağ olsun” dedi. Bu yaşadığım an çok değerli geldi bana. Anlamamak ve anlaşılmamak arasındaki o samimi hâl… Tertemiz bir duruş. Kimse ofsayta düşmedi, hamdolsun.

Öyle ya, “Kur’an’ı okuyorum ve anlıyorum, Kur’an bana her şeyi anlatıyor” diyorsun, amenna. Ama nasıl anlıyoruz, orayı çözemiyorum kendi adıma. Millet nasıl anlıyor değil; ben nasıl anlıyorum? Peki bazı ayetleri gerçekten anlıyor muyuz? Ya da anlaşılması gerekiyor mu? Elif Lâm Mîm, Elif Lâm Râ, Yâsîn, Tâhâ… Daha da var malumunuz. Mutlaka birileri anlıyordur ve yaşayanlar da vardır. Yüce Rabbim her kulunu hakikaten özenle düşünmüş ve yaratmış. Yoksa çok yalnız ve O’nsuz geçerdi. Kişilere tabiatlarına göre sesleniyor; kendini hem haberdar ediyor hem de o kişiye bildiriyor. Bu süreç uzun zaman da alabilir, hiç zaman da almayabilir. Herkesin kabını bilmiyoruz; kaplar ona göre doluyor. Kaç yıldır okula geliyor, hâlâ bir şey anlamadı bu çocuk… Belki başka bir şey anlar.

Hakikaten her şeyin doğrusunu Allah bilir.

Yazıyı Beğen :     0
Paylaş :