SICAK 
SERKANT DERVİŞOĞLU 

Sıcak, çok sıcak deyince veya şu anda olduğu gibi sıcakları yaşayınca Emre Altuğ’un “Daha da sıcak olacak” adlı, güftesinin kendisine ait olduğu popülist makamında olan ve alt notalarında şehvet kokan manasız ama dilimize dolanmış eseri gelir hep aklıma. Ne kadar sıcak olduğunu siz düşünün artık. Beynim hafiften kulağımdan akmaya başladı demek bu. 
Hakikaten her yaz bu havayı çekip, isyan etmekte başka bir kula nasip olmamıştır sanırım. Yani dile gelse de şu canlı varlıklar söylese. Acaba böyle şikâyet ediyorlar mı? Açıkçası bölgesel olarak neme maruz kalan yerler daha çok şikâyet ediyor tabi durumdan. İnsanı bunaltan o nem. Yoksa kuru sıcaklar inanın bu kadar yormaz, sadece yakar. 
Bizzat Libya’da çalışırken yaşadım onu. Elli üç derecede sokakta yürüyorsun ama güneşin değdiği yerde yakar hafiften. Allah’tan nem yoktu. Biz İstanbul’da yaşayanların bu ara en büyük derdi sıcakla gelen nemler. Sabaha karşı ıslak kalmak nedir yahu değil mi ?
Şimdi yazıya böyle giriş yaptım ama inanın nereye bağlayacağım en ufak fikrim yok. Ya nasip artık. 
Şunu fark ettim; sıcak ve nem bir araya gelince insanlar bir şey yapamadıklarından yani sıcaktan içinden bir şey yapmak gelmediğinden geçmişiyle bir yüzleşme gibi bir hal zuhur etti. Hali hazırda olan etkiler de cabası. Tekrar tekrar tartışmalı olduğu biriyle içsel bir kavga bir, hatıra getirmeler; “böyle şeyler yapmasaydı böyle olmazdık” gibi süre gelen ve dalga dalga artan bir hal. Şunu unutmamak lazım bu yaz her sene oluyor artık alışalım ve şikâyet etmekten geçelim ve hikayemizi oluşturacak yeni söylemlere eylemlere ve maceralara yönelim. Daha iyi olmaz mı?
Bence çok iyi olur. Kabak tadı vermiş, yaşanmışların travmaların sana tekrar hatırına gelmesine ne izin veriyorum. Bir de dikkat ediyorum insanlar yalnız kalmaya alışık değil. Ne yapacaklarını pek bilemiyorlar, havanın bu kadar sıcak olmasından ve ekonomik olarak da zor da kaldığımızdan birden çekili verdik mağaralarımıza. 
Fiziksel harekete de pek müsaade etmiyor dışarı çıkalım. Yok anam, ben evde kalayım, yürünecek gibi değil. Esmiyor da zaten. Esmiyor ama oturunca kukumav kuşu gibi kalacaksın kendinle baş başa, eee pek bilmiyorsun bu durumda ne yapacağını. 
Söylerken abarttığımı düşünebilirsin küçük prens, inan yalnızlığı çok deneyimlememişsin, kendi düşüncelerinle ve yaşadıklarınla baş başa kalmamışsın; atlattım diyorsun ama atlatamamışsın bazı travmaları. İşte böyle zamanlarda bu temcit pilavı gibi gelir önüne.
Bir de toplum olarak düşünmeyi ve farkındalıkla yaşayarak, sonucunda da yüzleşip önümüze bakmaya çalışan bir millet olamadık maalesef. Genelde kendimizi oyalayan bir toplum olduk. Ne gerek var canım şimdi bu kadar derin işlere değil mi diye başımızdan savdık bu durumu.
Ama ne hikmetse şikâyet etmekten hiç vazgeçmedik. Yalnız kalınca ve içkinin dozu artınca başlar dururuz “ama havada sıcak ve aşırı nemli” Halbuki duygularımız ve düşüncelerimiz rutubete maruz kalmış küf tutmuş adeta. Yavaş yavaş insanı çürüten bir hal alıp yaşadığımız ömrü yiyip bitiriyor. Nasıl ki bu havalarda tuhaf haller sergiliyorsak fiziken, düşünce dünyamızda bundan etkileniyor. Kendi yarattığımız sıcak ve nem sonucu rutubete yenik düşüp küf bağlıyor. Konuşacak bir şey bulamadığımızda da ve sessizlik oldu mu hemen geçmişten bir acıyı çıkarmaya ,  tak diye masaya koymaya ve tekrar o zamanki ruh haline dönüyoruz sarhoş kafası gibi değil mi ? 
Ne gerek var.  
Niye yeni bir hikâye yazmıyoruz şikâyet edeceğimize. Yaz bu.  Yıllardır görüyoruz. Sanki ilk defa karşılaşıyor gibi bir tavır takınmanın alemi ne?  Zaten sürekli belli döngüde geliyor, haliyle yarattığı etki şaşılacak ve şikâyet edecek bir durum olmaması lazım sanırım, anormal bir doğa olayı olmadığı sürece.
Yeni hikayemiz olsun. Yeni cümlelerle, yeni umutlarla, yeni bir sevgiyle, karanlıktan beslenilmeden, sifonu çekilmiş kötü hatıraları lağımdan çıkarıp tertemiz masaya koyup afiyetle yemeden olsa güzel olmaz mı küçük prenses.
“Her gün bir yerden göçmek ne iyi. Her gün bir yere konmak ne güzel. Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş. Dünle beraber gitti, cancağızım, Ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”
Hz Mevlana
*Resim: A Summer Excursion to the Sea (1840) Carl von Hess (German, 1801-1874)

 

Yazıyı Beğen :     2
Paylaş :