RAMAZAN RETROSU
RAMAZAN RETROSU
SERKANT DERVİŞOĞLU
Bu yazı dünya âleminde yer bulmaya başladığında, Ramazan’ın ortalarını geçmiş bulunmuş olacağız. Ramazan’ın getirdikleri ve götürdükleri olduğu aşikâr kutlu ruhlar için. Yoksa baş ağrısı ve vücutta yarattığı farklı biyolojik ve psikolojik etkileri malum. Genelde hep konuşulan olumsuz tarafları: “Yok şöyle halsizim, şöyle çekilmez oluyorum,” ya da “Öfke nöbetleri, şeker düşmeleri, şiddetli baş ağrıları, kalp kırmalar, sofrada ‘bu niye yok?’ kavgaları” gibi sayamayacağımız olaylar ve vakalar.
Neden sürekli bu tarz ibadetler hep sıkıntılarla anılır? Hep neden olumsuz bir şey anlatıyormuşçasına belirtiler gösteren hadiseler yumağı halinde aksettirilir? Anlamadığım bir şekilde tuhafıma gidiyor. Yani bunu başka birine anlatsan, mesela bir gayrimüslime, adam şöyle der: “Ya, hiç bulaşma buna ya da tutma kardeşim, bu kadar sıkıntı yaratıyorsa,” değil mi?
Hiç mi olumlu tarafı yok bu kutsal ibadetin? Şöyle düşünüyorum: “Allah düşündü ve dedi ki, şunlara bir eziyet edeyim. Ne olsun? Hımm, oruç tutsunlar, zaten günde beş vakit var, bir ay belirleyeyim, bunlar bir görsün gününü,” der gibi.
Malum, benim de sonradan konusuna dahil olduğumdan retro öğrenme bilincim oluştu. Daha evvel pek hayatımda yoktu. Duyardık da nedir, ne değildir, hiç fikrim yoktu. Lakin sonradan baktım ki amma retro olayı oluyormuş! Merkür ve Venüs, üstüne ay tutulması, bir de Ramazan… Ohh mis!
Genelde retrolar konuşulunca da olumsuz tarafından bahsedilir. Belki bu ilkel bir hastalığımız, hep kötü tarafını görme ya da kötüye yorma. Allah’ın işi gücü yok, sürekli kaos ve kötülük yaysın! Bu korkutmadan ve kendimizi bu olumsuz olaylardan bertaraf etmek için mi acaba bilinçaltımızda ibadet etme ve inanma dürtüsü var? Onunla da bir yüzleşin derim. Belki bu yüzleşme sonrasında “Ey iman edenler, iman ediniz” kısmına geçeriz.
Biz biliyoruz ki retro dönemlerinde bir gerileme, yavaşlama, bekleme, dinlenme gibi tarifler yapılır. “Sana bir kendine gel, acele etme, yavaş ol, anlamak için durmayı öğren, anı ve kendini bir gözlemle,” gibi düşünülebilir. Şimdi size Merkür ve Venüs retrosu ne diye anlatmayacağım ama mutlaka Hatice Fahrunnisa hocamın “Ramazan’ın Dönüştüren Çağrısı” yazısını okuyun, orada çok güzel anlatıyor bu hadiseyi.
Peki, Ramazan retrosu geldiğinde, bir bütün olarak on bir aylık alışkanlığı bozan bu radikal olay karşısında yaşadığımız biyolojik şok, bazı şeyleri düşünmeye itmemeli mi? Yani bu kutsal ibadet sadece bedensel olarak mı kalmalı? Yoksa içsel bir faydası yok mu bu işin?
“Nasılsın, nasıl geçiyor?” diyorum. “Valla çok rahat tutuyorum,” diyor. “Neyi?” diyorum. “Oruç baş ağrısı yok, şeker yerinde, tuttuğu yerdeki ortamdan bir ötekileştirme olmamış, dışarıya dönük yaşadığımız için oradan da bir gol yok.”
Çoğu zaten başta anlattığım korkunç tablo içerisinde tutuyor. Saat üçten sonra “Bana ilişme, kalbini kırarım,” diyor.
İnanıyoruz ve biliyoruz ki yaptığımız hangi ibadet varsa bunların hiçbirine Allah’ın ihtiyacı yok. Yani bizim ihtiyacımız var; bir şeyleri anlamak ve yaptığımız akite şahit olmak için.
Bu Ramazan retrosundaki durağanlık ve mecburi dinginlikten bir şeyler çıkarmamız lazım. Çünkü sürekli hayatı, filmleri ve dizileri 1,5x hızında izler gibi yaşadığımız için, bir durmanın zamanı geldi diyor Rabbimiz:
“Kendine gel! Ne yapıyorsun, nasıl yaşıyorsun?”
“Aç hâlinden anlamak” gibi saçma bir cümle değil bu. Yani eğer öyle olsaydı, Cenab-ı Hak bu ibadetten fakirleri mahrum ederdi, merhamet gösterirdi. Şüphesiz ki kolaylaştıran, zorlaştırmayan bir dinimiz var.
Senin durman, içsel ve dışsal bir gözlem yapman ve unuttuğun Rabbinle iletişime geçmenin derin farkındalığını yaşaman lazım, küçük prens.
Nereye kadar gidecek bu yaşam? Diyor sana:
“Nerdesin, ben neredeyim? Neden bu kadar uzak düştük? Hep oradaydım, görmeyip kafanı çevirdin. Sana fırsat verdim; hep başın ağrıdı ve öfkeliydin, halsizdin ve başka şeylere zaman harcadın vakit geçsin diye. Kulağında ‘ben’ diyorsun ezanı beklerken. Halbuki miden de ve eski alışkanlıklarına döneceğin anı beklemekte.”
Soruyorum sana:
Neden?
Gerçekten bana ihtiyacın yok mu?
Samimi bir şekilde cevap ver.
O zaman ne olur, “Birlikteyiz” diye yalan söylemeyi bırak.
Madem sana bu kadar eziyet ettiğimi düşünüyorsun, var git yoluna, küçük prens.
Yorumlar