UHULET AĞACI

UHULET AĞACI 
SEVAL YILMAZ 

Bir Uhulet Ağacı altında nefeslendim...
Ne kadar koştum yetişmek için bilemezsin. Güya iki nokta arasındaki o en kısa yolu daha da kısaltmak için tüm hesaplamaları da hızlıca yapmıştım öncesinde. 
Kaygıların biri diğerini kovaladı. Sonra da her birinin sebebini aradım fellik fellik. Tam “buldum!” diyeceğim anda bir diğer girdap ile karşılaştım. Sonra peşinden diğeri geldi.
Sağımda solumda olup biten olayları umursamadan, üstelik de baştan, taa en baştan ne niyetle yollara döküldüğümü hatırlamaksızın her an katlanan bir panikle koşup durdum. 
Sanki bir an duracak olursam yıkılacakmışım gibi... yıkılacakmış da oracıkta kalacakmışım gibiydi.
Oysa hep hayal ettiğim gibi, acil durumlarda işime yarayacağını düşündüğüm üç beş -belki birazcık daha fazla- eşyamı küçük bir valize sığdırmayı başardıktan sonra revan olmuştum şu sırlı yolculuğa.
Bahsi açıldığında bir an bile tereddüt etmeden planlamalara başlamıştım.
Burası şifalanmaya dair onca önemli duraktan sadece biriydi benim gözümde. 
Lakin o valize bir de pusula sığdırabilseydim böylesine kaybolmanın önüne geçebilir miydim bilemiyorum. Bunu düşünemedim...
Malum olduğumuz üzere, insanoğlu her dem bir arayış halinde azizim.
Öylece sabit durduğunu gözlemlediğimiz birisi dahî iç dünyasında ya bir problemin kaynağını araştırmakta ya da gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belirsiz olsa da bir hayali zihninde tasarlamakta olabilir.
Belki eksikliğini hissettiği o duygunun ne olduğunu anlayıp adını koymaya; belki de benliğindeki o bitmek bilmeyen kavgayı anlamlandırıp kimin yakasına yapışması gerektiğine karar vermeye çalışmaktadır.
Söz konusu süreçte türlü riskleri göze alanların gayretinin “belasını arıyor” şeklinde tanımlanıp acımasızca yargılanması ise muhtemeldir.  Bu boyutu idrak edemeyenlerce “delilik” olarak bile adlandırılabilir. Hem de tüm bu çabaların her türlü eylemsizlikten hallice olduğu düşünülmeksizin.
Bazen eyleme geçmek için bir yol kat etmenize de gerek yoktur, bulunduğunuz yerde içsel olarak da bu telaşı yaşayabilirsiniz. Bu da bir enkazın altını elleriyle açmaya çalışıp da beklenmedik bir şekilde yitirdiklerini aramak gibi daha da acı verici bir duruma dönüşebilir. Zira insan hayatındaki o sımsıkı bağlandıklarına göçüp gitmeleri konduramaz bir türlü. 
Bizzat bir sadakat abidesi olarak da yaşasa yolun sonuna ulaştığında tüm “sahibi olduğuna inandıklarını” ardına dahi bakmadan terk edeceğini bilir de asla o an gelmeyecekmiş gibi geride bırakacağı ne varsa yine bulup tutkuyla bağlanıverir. 
Bir de dünyanın bu en kadim alışkanlığına doğa olayları ile kesintisiz şahit olmasına rağmen her kayıpta bu kaçınılmaz hayal kırıklığını tekrar tekrar yaşamaktan bıkmaz bir türlü. 
Düşündüm de acaba valizime biraz umut eklemeyi hatırlamış olsaydım yüreğimdeki o yitik diyarlara erişmek daha kolay olur muydu ?  
O zaman Hacer’in Safa / Merve arasındaki rızık arayışının mükafatı misali bir katre serinlik ile sonuçlanır mıydı bu koşturmaca. 
Bunları düşünmek için artık çok geçti belki de, yorgunluktan neredeyse nefesim kesilmek üzereydi.
“Yeter artık ne olacaksa olsun!” diye haykırdım. Ve olduğum yerde durup bir muhasebe yapmaya karar verdim.  
Tam o sırada valizimdeki ne var ne yok ortalığa saçılıverdi. 
Korku, telaşe, şek/şüphe ve tereddüt ile bağımlılıklarım ve tüm o süslü rollerim el ele verip basiretimi bağlayarak ellerime ayaklarıma yapışmışken; bir kolumdan tevazu bir kolumdan vakar beni nazikçe tutup çekti. 
Gözlerimi açtığımda kendimi bir “uhulet ağacı”nın gölgesinde şefkatle sarmalanmış buldum. Geniş yapraklarının salınmasıyla bana ulaşan rayiha ve dalları arasındaki hayatın şarkısı ile kendime geldim. 
Bir uhulet ağacının dalları altında nefeslendim ve tüm o savrulmalar yerini sekineye bıraktı. 
Meğer huzur için sımsıkı sarıldığım o valizi bırakmam gerekiyormuş.
 

Yazıyı Beğen :     2
Paylaş :